Gönül Gözü, Gönül Dili

Almanya’dayken, Türkçe öğrenmek isteyen Alman arkadaşım vardı, Chirista. Haftada bir buluşuyorduk. Ben Almanca öğreniyordum, Chirista Türkçe. Öyle güzel ders yapıyorduk ki evlere şenlik. Yanımıza başka birini almıyoruz kesinlikle, dayanamayıp yardım eder kaygısıyla. Bizi duyan olsa gülmekten kırılır. Kafasını gözünü yara yara Türkçe öğretiyorum ama Almanca üzerinden. Öğretecek kadar hakimmişim sanki de. Dil alışverişi.

Yalnız galiba vücut dili ortak dil. Olan Almancamla beni nasıl tanıyabildi Chirista hâlâ düşünürüm.

Ayrılırken yemek düzenlemişti evinde benim onuruma. Onlarda mutfak kültürü, yemeğe misafir alma gibi alışkanlıklar yoktu pek. Gerçekten çok sevmiş olmalı beni. O akşam öyle bir şey söyledi ki sanki aynı dili konuşmuşuz, birbirimizi yıllardır tanıyoruz. “Evet Chirista. Arkadaşlığın için teşekkürler. Buradaki yalnızlığımı dolu dolu geçirmemi sağlayan dostlardan biri oldun benim için.” dedim içtenlikle. Durdu, baktı uzun uzun. Yanımda gençlerden biri tercüme ediyor. “Şirin kim? Şirin benim için kim?” dedi sakin sakin. “Şirin kökleri derinlere kadar inen bir ağaç. Rüzgarlar, fırtınalar esse de dalları sallanıyor ancak. Kök ve gövdesine hiçbir şey olmuyor. Güçlü bir ağaç Şirin. Örnek alıyorum onu zorlandığım durumlarda.” demez mi?

Şaşırıp kalmıştım. Demek ki insanın dille uzun uzun kendisini anlatmasına gerek yok. Gönül gözüyle bakmak da yeterli olabiliyor. Bakışlar ve davranışlar ortak dilmiş aslında.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir